Gazi Üniversitesinde Ahıska Türkleri Anıldı

“SALKIM SÖĞÜTLERİN GÖLGESİNDE”

 

Gazi Üniversitesi Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen Eritre Büyükelçisi ve yazar Fırat Sunel’in konuşmacı olarak katıldığı Ahıska Türklerinin Sürgününün 70. Yılı Münasebetiyle Salkım Söğütlerin Gölgesinde konulu konferans, 30 Nisan 2015 Perşembe günü Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Mimar Kemaleddin Konferans Salonunda gerçekleştirildi. 

G. Ü. Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel

Konferansın açış konuşmasını Gazi Üniversitesi Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel yaptı. Çengel, 1920’li yılların sonundan 1950’li yılların başına kadar yaklaşık 30 yıllık dönemin Stalin dönemi olduğunu, bu dönemin Türk dünyası açısından birçok acıyı ve gözyaşını beraberinde getirdiğini, bilhassa yine Türk dünyasında katliamların ve sürgünlerin olduğunun belgelerle kanıtlandığını ifade ettikten sonra, ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un Toprak Ana başlıklı romanında geçen, yazarın babasına seslendiği “baba, ben sana mezar yaptıramıyorum; çünkü nerede gömülü olduğunu bilmiyorum; bu romanımı babama ithaf ediyorum” pasajına dikkat çekti. Çengel, yazarın bu çığlığının Stalin döneminin zalim yıllarını yansıttığına vurgu yaptıktan sonra, aynı dönemde Türkoloji sürgünlerinin de yaşandığını ve Türkolog Bekir Çobanzade, Kırgız milli alfabesinin mimarı Kasım Tınıstanov, Kazak şair Mağcan Cumabay, Kazak aydını Ahmet Baytursun gibi isimlerin de dönemin sürgün yaşayan simalarından sadece birkaçı olduğunu kaydetti. 1944 yılına, yani İkinci Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde ise yüz binlerce Ahıska Türkünün de Stalin tarafından Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Sibirya’ya sürüldüğünü ve Türk dünyasında vatansız kalan tek halkın Ahıskalılar olduğunu sözlerine ekledi. Ayrıca Ahıska Türklerinin 1989 Fergana olaylarında aynı acıyı bir kez daha yaşadığını dile getirdi. Ahıska Türklerinin sürgününü ve onların yaşadıklarını romanına başarıyla aktaran büyükelçi-yazar Fırat Sunel’in konferans verecek olmasından dolayı memnuniyetlerini dile getiren Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel, Şirazlı ünlü şair Sâdî’nin New York’taki Birleşmiş Milletler binasının duvarında yazılı olan ve insanlık âlemini tarif eden “to ki ez mihneti digerân bi ğami / ne şâyed ki nâmed nehend âdemi” beyitini okuyup açıklayarak konuşmasına son verdi.

Konferansa davetli olan ve aslen kendisi de bir Ahıska Türkü olan Adalet ve Kalkınma Partisi Çorum Milletvekili Salim Uslu da vatansız tek millet Ahıska Türklerinin acılı tarihinin ve sesinin dünya kamuoyuna duyurulmasında bu tür etkinliklerin önemine vurgu yaptı. “Burada milletvekili değil Ahıska Türkü sıfatımla bulunuyorum.” diyen Uslu, Eritre Büyükelçisi Fırat Sunel’in Ahıska Türklerini referans alarak yazdığı Salkım Söğütlerin Gölgesi’nde adlı romanı da bu dramın aktarılmasının iyi bir aracı olarak gördüğünü aktardı.

Bu konuşmanın ardından programın sunucusu Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Arş. Gör. Dinçer Apaydın, büyükelçi-yazar Fırat Sunel’in kısa özgeçmişini okudu ve konuşmacı Fırat Sunel’i kürsüye davet etti.

Büyükelçi-yazar Fırat Sunel’in konuşması

Fırat Sunel, “Salkım Söğütlerin Gölgesinde” adlı eserinin birtakım gerçeklere dayanan tarihî bir roman olduğunu, kahramanların birer kurgu ama olayların gerçek olduğunu söyleyerek sözlerine başladı. Kendisinin aslen bir Ahıska Türkü olmamasına rağmen Ahıska Türklerinin yaşanmışlıklarını, acılarını niçin romanına taşıdığı sorusuyla çok sık karşılaştığını, sürgünlere ve dramlara kayıtsız kalamayan bir mizacının olduğunu ve Batı Trakya göçmeni bir aileden gelmesi hasebiyle de göç, sürgün gibi konularda hassas bir yapısının olduğunu ifade etti. Sunel, Türk toplumunun yas tutma gibi hasletlerinin olmadığını, Türklerin acılarını geçmişe gömüp ileriye bakmayı şiar edindiklerini ve dolayısıyla da toplum olarak acı olayları hatırlamaktansa zaferleri dile getirmekten daha hoşnut olduklarını sözlerine ekledi. Elbette Türk halkının da çok acılar yaşadığını, fakat başka toplumlar gibi bu acıları sürekli gündeme taşımak istemediğini söyledi. İşte bu acıları en derinde yaşayan bir halk olan Ahıska Türklerinin Stalin döneminde yerlerinden yurtlarından koparılarak sürgün edilmelerini ve bu esnada binlerce insanın açlık, soğuk gibi sebeplerden dolayı öldüğünü, ölenlerin mezarlarının dahi olmadığını, kendisinin bu yaşanmış dramı Gürcistan’da Tiflis Büyükelçiliği müsteşarı olduğu dönemlerde bizzat sürgüne maruz kalan 85-90 yaşlarındaki insanlardan dinlediğini, görevi nedeniyle o olayları yaşamış Ahıska Türkleriyle bölgede geziler yaptığını, hikâyeleri onlardan dinlediğini, dinlediklerini de not ettiğini ve bu yaşananların kendisini çok etkilediğini ifade etti. Gürcistan’da kaldığı süre zarfında Ahıska Türkleriyle ilgili mülâkatlar, notlar, fotoğraflar, kısa filmler şeklinde geniş bir arşiv oluşturduğunu söyleyen Sunel, elindeki malzemeyi işlemek suretiyle çocukluk hayali olan yazarlığa ilk adımı Ahıska Türklerinin yaşanmışlıkları ile attığını, böylece “Salkım Söğütlerin Gölgesinde” başlıklı ilk romanının Ahıska Türkleri sayesinde vücut bulduğunu belirtti. Ayrıca yazar, Gürcistan’da bulunduğu altı yıllık zaman diliminin dört buçuk yılını söz konusu ilk romanını yazmakla geçirdiğini de sözlerine ekledi. “Salkım Söğütlerin Gölgesinde” romanının TRT tarafından dizi film hâlinde çekildiğini ve yakın bir zaman diliminde yayına gireceğini müjdeleyen yazar, kitabının yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli kitap fuarlarında oldukça yoğun bir ilgiyle karşılanmasından ötürü duyduğu memnuniyeti de dile getirdi. Romanının özelliklerini savaş karşıtı; barışı, dostluğu, kardeşliği anlatan ve de kimseyi kutuplara ayırmayan, iyilerin kötülerin bulunmadığı bir roman şeklinde sıralayan Sunel, sürgün nedeniyle yarım kalan hayatları okuyucuyla buluşturma amacında olduğunu söyledi. Gürcistan’da daha önce Ahıska Türklerinin yaşadığı bölgelerde geziler yaparken yaklaşık altmış yıldır Türkçe konuşmayan Gürcülerin kendisinin Türk olduğunu öğrenince onunla tekleyerek de olsa Türkçe konuşmak istediklerini, bir Gürcü’nün Türkçe olarak “Türkler gitti, bereket bitti” dediğine şahit olduğunu ve Ahıska Türklerinin o bölgede güzel izler bıraktığını vurguladıktan sonra, aslında romanında yazmak istediği çoğu şeyi, gözlemlerinin tamamını romana yansıtmanın oldukça zor olması sebebiyle, yazamadığını dile getirdi. Ayrıca romanında farklı bir teknik uygulayarak eserini, acıyı doğrudan yaşayanların gözünden değil, o yaşanan acılara şahit olan yabancıların gözünden kaleme aldığını, bunun da romanın etkileyiciliği konusunda dikkate değer bir faktör olduğunu söyledi. Böylece bu konuyu, anlatma esasına bağlı itibarî (fiktif) bir metin olan roman vasıtasıyla gündeme taşıyarak yazar kimliğiyle Ahıska Türklerinin dramına katkıda bulunmayı hedeflediğini vurgulayan Fırat Sunel, konferansın geri kalan kısmını soru-cevap şeklinde tamamlamayı dinleyicilere önerdi. Bunun üzerine Gazi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim elemanları, Fırat Sunel’in gerek yazar gerekse de diplomat kişiliğine yönelik çeşitli sorular yönelttiler.

Bu soruların cevaplandırılmasının ardından konferans Gazi Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Kadriye Altok’un Fırat Sunel’e teşekkür plaketi vermesi ile sonlandı. 

Konferansın sonunda büyükelçi-yazar Fırat Sunel, salonda bulunanlara kitabını imzaladı. 

(Haber metnini hazırlayan: Osman KABADAYI (Gazi Üniversitesi, S.B.E. Türk Dili Bilim Dalı Doktora öğrencisi))