Gazi Üniversitesi Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi Tarafından 'Türk - Moğol Araştırmaları Çalıştayı' Düzenlendi...
27 Ekim 2014 13:38

Gazi Üniversitesi Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezinin düzenlediği 'Türkiye Moğolistan İlişkilerinin 45.Yılında Türk-Moğol Araştırmaları Çalıştayı' 24 Ekim 2014 tarihinde Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Mimar Kemaleddin Konferans Salonunda üç oturum hâlinde gerçekleştirildi.

Çalıştayın ilk açış konuşmasını Gazi Üniversitesi Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü  Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel  yaptı. Çengel, Türkiye ile Moğolistan arasındaki 45 yıllık ilişkiyi özetleyen açış konuşmasında, söz konusu çalıştayın konuyla ilgili ülkemizde yapılan ilk çalıştay olduğuna dikkati çektikten sonra, çalıştayda sunulan bildiri metinlerinin Gazi Türkiyat dergisinde özel sayı olarak yayımlanacağını sözlerine ekledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

G.Ü. Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel

 

 

Çalıştayın ilk oturumu Prof. Dr. Tuncer Gülensoy başkanlığında gerçekleştirildi. İlk konuşmayı Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun “Türk Dili Tarihinde Moğolcanın Yeri” başlığıyla yaptı. Ercilasun, konuşmasına Türk dili tarihi disiplininin kurucularının Necip Âsım ve Ahmet Caferoğlu olduğunu, bunların eserlerinde ve daha sonra yazılan Türk dili tarihi kitaplarında da Altay dillerine ve Türkçe-Moğolca dil ilişkilerine yer verildiğini belirterek başladı. Daha sonra Altay dilleri teorisinin Türkçe ile Moğolca arasındaki benzerlikler üzerine kurulu olduğunu, bu teoriye Doerfer, Clauson gibi bilim adamlarının karşı çıktığını söyledi. Teori ister kabul edilsin ister kabul edilmesin Türkçenin en eskicil şekilleri araştırılırken, rekonstrüksiyon yapılırken Moğolcadan faydalanmaya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı ve Türkçe ile Klasik Moğolcadan tek heceli ve çift heceli örnek kelime köklerini sıraladı. Ercilasun, konuşmasının sonunda da Ergenekon Destanı gibi Türk-Moğol kültürel ortaklıklarının Moğol tarihini öğrenme ödevini bizlere yüklediğini söyledi. Oturumun ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Ayşe Gül Sertkaya idi. “Moğolcadan Türkçeye Türkçeden Moğolcaya Geçen Kelimelerin Sistematiği ve Bu Alınçlamalar Üzerinde Yapılan Çalışmalar” başlıklı konuşmasında aynı coğrafyada uzun süre birlikte yaşayan Türk ve Moğol dilleri arasındaki kelime alışverişlerine değindi. Bildirisinin ‘Moğolcadan Türkçeye geçen kelime ve şekiller üzerinde yapılan çalışmalar’ bölümü altında J. R. Krueger, Tuncer Gülensoy, L. V. Clark, N. Poppe, W. Zajaczkowski, E. F. İşbertin, E. Csaki, O. F. Sertkaya, A. G. Sertkaya, Osman Nedim Tuna, E. K. Nagy, C. Schönig, V. L. Rassadin, B. J. Vladimirtsov gibi araştırıcıların konuyla ilgili çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgiler sunduktan sonra, Türkçeden Moğolcaya geçen kelime ve şekillerin sistematiğini Tü. al ~ ala “al, kızıl” Moğ. ula Moğolcalaşmış şekil ula-gan>ulaan>ulan “kızıl” gibi örneklerle açıkladı. Ardından -ay/-ey, -yan/-yen, -agu/-egü, -gan/-gen, -sun/-sün gibi çeşitli eklerle genişleyip Moğolcalaşan kelimelere de örnekler verdi. Oturumda son konuşmayı “Orta Asya’dan Anadolu’ya Moğol Yayılımının Dilsel Sonuçları” başlığıyla Doç. Dr. Bülent Gül yaptı. Gül, konuşmasına kendi imkânlarıyla otobüs tutup Kırklareli Üniversitesinden bu çalıştayı dinlemeye gelen salondaki 25 öğrenciye teşekkür ederek başladı. Daha sonra Moğol Fütuhatıyla Moğolca dil unsurlarının da Anadolu’ya kadar geldiğini, bazı Moğolca boy adlarının Anadolu’da yer adı olarak kullanıldığını, Anadolu ağızlarının çok iyi derlenmesi gerektiğini, bu derleme işlemi neticesinde Anadolu ağızlarındaki Moğolca unsurların daha da belirginleşeceğini belirtti. Ayrıca Türkçede Arap harfli Moğolca sözlüklerin hazırlanmasına, Altın Ordu yarlık ve bitiklerinin Moğol yarlık ve bitikleriyle karşılaştırılması gerekliliğine vurgu yaptı. Doç. Dr. Gül, “Bu çalışmalara ek olarak etimoloji çalışmaları da hız kazanırsa Türkçe ile Moğolca arasındaki etkileşim daha ayrıntılı olarak ortaya çıkacaktır” dedi.

                   Moğolistan Ankara Büyükelçisi Doç. Dr. Badamdorj Batkhishig

Çalıştayın öğleden sonraki ikinci oturumu Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun başkanlığında gerçekleştirildi. Bu oturumda Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, programda “Altay Teorisine Göre Türkçe-Moğolca İlişkileri” başlığıyla yer alan “Moğolca mı Türkçe mi? Türkçe mi Moğolca mı?” başlıklı %95’ini tamamladığı 27 sayfalık tebliğini sundu. Tebliğinde Ferdinand D. Lessing’in hazırladığı Moğolca-Türkçe Sözlük’ten madde başı örnekler sıraladı. Tebliğinin sonunda Moğolca-Türkçe dil ilişkisinin bir kelime alışverişi değil, tarihî bir kardeşliğe dayandığını ifade etti. Oturumun diğer bir konuşmacısı Prof. Dr. Zeki Kaymaz, “Mar Behnam’ın Uygur Harfli Mezar Yazıtı” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunda Musul’un 30 km. güneydoğusundaki El-hamdaniye ilçesinin El-hıdır köyünde bulunan Mar Behnam manastırının giriş kapısında yer alan ve Moğolca olduğu zannedilen ama Türkçe olduğu anlaşılan 1300 tarihinde Uygur harfleriyle kabartma olarak yazılmış ve 1,5 metre uzunluğundaki tek satırlık Türkçe dua metni hakkında bilgiler verdi. Uygur harfli metnin transliterasyon ve transkripsiyonunu “Mar Hıdır İlyasnıng kutı alkışı İlkanka begler katunlarka konsun ornaşsun” şeklinde verip metni “Aziz Hıdır İlyas’ın kutı alkışı İlhan’a Begler [ve] Hatunlara konsun yerleşsin”şeklinde Türkiye Türkçesine aktardıktan sonra, bu tek satırlık Uygur harfli metnin imla, anlam ve şekil özellikleri hakkında da bilgiler sundu. Konuşmasının sonunda ise metinde Hıdır İlyas olarak anılan kişinin Mar Behnam olduğunu söyledikten sonra, metnin yazılı olduğu türbe giriş kapısının fotoğraf ve görüntülerini de salondaki dinleyicilere izletti. Bu oturumdaki son konuşmayı ise Doç. Dr. Feyzi Ersoy, “Tarih İçerisinde Türkçe-Moğolca-Çuvaşça İlişkileri” başlıklı bildirisiyle yaptı. Feyzi Ersoy, yaşayan, Türkçeye en yakın dilin Moğolca olduğunu söyledikten sonra Çuvaşça hakkında kısaca bilgiler verdi ve Altay dillerinin ortak özelliklerine değindi. Ardından bildirisinin ‘Türk-Moğol-Çuvaş Dil İlişkilerine Fonetik Açıdan Bir Bakış’ bölümünde Eski Türkçe, Çuvaşça, Klasik ve Çağdaş Moğolcadaki benzerlik ve farklılıkları çeşitli ses denklikleriyle ve çok sayıda örnekle açıkladı. Türkçedeki Moğolca unsurlar üzerine yapılan çalışmalar ile Moğolcadaki Türkçe unsurlar üzerine yapılan çalışmalara istatistikî bilgilerle değinen Ersoy, Moğolcada “İneeh ç uguy, yarih ç uguy bayna” ‘Ne gülüyor ne konuşuyor’ cümle yapısı ile Çuvaşçada “Ni işmest, ni işmest” ‘Ne yer ne içer’ cümle yapısındaki söz dizimi benzerliklerine de dikkat çekti.

 

Çalıştayın üçüncü ve son oturumu Doç. Dr. Bülent Gül’ün başkanlığında yapıldı. Bu oturumdaki ilk konuşmayı Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya, “İlhanlı Sikkeleri” başlıklı sunumuyla gerçekleştirdi. O. F. Sertkaya, Moğollarla ilgili en eski sikkenin 13. yüzyılda Çingiz Han için 1206-1227 yılları arasında darbedilen, her iki yüzündeki yazıtları da Arap harfli olan altın sikke ile bazı gümüş sikkeler olduğunu ifade ettikten sonra, bulunan altın sikke sayısının üç olduğunu sözlerine ekledi. İlhanlılardan kendi adına sikke bastıran ilk İlhan’ın Hülegü olduğunu, onu sırasıyla Budist olan oğlu Abaka ile Müslüman olan ikinci oğlu Tegüder Ahmed, onu da Abaka’nın oğlu Argun ile devrinde çav denilen kâğıt para bastıran Geyhatu ile Hülegü’nün torunu Baydu ve Gazan Mahmud’un izlediğini söyledi. Ardından Abaka, Baydu ve Gazan Mahmud’a ait altın sikkeler üzerindeki Moğolca cümleleri ve bu cümlelerin Türkçe karşılıkları ile açıklamaları hakkında bilgi verdikten sonra, İlhanlı sikkelerinin üzerinde görülen Moğolca klasik cümlenin “Kaganu nereber [Kağan Adı]-(y)in deletkegülüg sen” şeklinde olduğunu ifade etti. Daha sonra kendisinin de Beyazıt Sahaflar Çarşısı civarındaki para sergicisinden Hülegü, Abaka, Baydu ve Gazan Mahmud ile ilgili beş Moğol sikkesini satın alıp bu sikkeleri Türk Dili Tarihi derslerinde öğrencilerine göstererek öğrencilerinin Uygur-Moğol yazısının dağılış coğrafyasını görmelerini sağladığını ifade etti ve bu sikkeler üzerindeki yazıları fotoğraflarıyla birlikte açıkladı. Bu oturumdaki bir diğer konuşmacı “Ulan-Bator’da Türkoloji Çalışmaları” konulu bildirisiyle Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu idi. Çobanoğlu, konuşmasına tarihî dönemler için Moğolistan’dan bahsederken yeni bir terime ihtiyaç olduğunu söyleyerek başladı ve “Kuzeydoğu Türkistan” terimini önerdi. Türkolojiye önemli kaynaklar ayrılıyor olmasına rağmen bugün kurganlarda kazı yapabilecek bir arkeologun yetiştirilememiş olmasıyla ilgili bir özeleştiri yaparak Moğolistan’daki Türkolojinin bazı meseleleri üzerinde durdu ve Moğolistan’daki üniversitenin Türkoloji bölümünde bitirme tezlerinin Türkçe değil Moğolca yazılıyor olmasını eleştirdi. Oturumun son konuşmacısı “İlhanlı-Moğol ilişkileri Üzerine Kaynaklar” başlıklı bildirisiyle Ankhbayaar Danuu idi; fakat konuşmacı çalıştaya katılamadı.

Üç oturumun sonunda, “Türkiye-Moğolistan İlişkilerinin 45. Yılında Türk-Moğol Araştırmaları Çalıştayı”nın değerlendirme konuşmasını -hatıralarıyla da süsleyerek- Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya yaptı. Değerlendirme konuşmasında O. F. Sertkaya, Mongolistik bilgilerinin sağlam olmadan Eski Türkçedeki bazı hususların açıklığa kavuşamayacağına vurgu yaptı. Çalıştayın kapanış konuşması ise Gazi Üniversitesi Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel tarafından yapıldı.

Tek salonda ve belirli bir tema üzerinde gerçekleştirilen bu çalıştay, katılımcılarına ve dinleyicilerine oldukça güzel bir bilim ziyafeti yaşattı.

 

 

24.10.2014 / Türk Dili Bilim Dalı Doktora Öğrencisi Osman Kabadayı

 

Çalıştay kayıtlarını izlemek için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız...

Türk-Moğol Araştırmaları Çalıştayı (24 Ekim 2014) kayıtları